Adını sıklıkla duymasak da çinko minerali vücudumuzda birçok olayın gerçekleşmesinde etkilidir. Tüm iskelet sistemi, dokular ve vücut sıvılarında yer alır. Bağışıklık sisteminde, yara iyileşmesinde, koku ve tat duyularının gelişmesinde, protein ve karbonhidrat metabolizmasında görev alır.

Eksikliği sorunları getiriyor

Çinko eksikliğinde bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla hastalıklara yatkınlık görülebilir. Yeterli çinko alımı özellikle soğuk algınlığı riskini azaltmakta ve hastalık sırasında iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Ayrıca çinko eksikliğinde saç dökülmesi, iştah kaybı, tat ve koku duyusunda azalmalar, yara iyileşmesinde gecikme, büyüme ve gelişimde yavaşlama gibi sorunlar görülebilmektedir.

Büyümede de etkili
Çinko minerali büyüme ve gelişmede görev almaktadır. Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklarda çinko yetersizliği, gelişme geriliğine neden olabilir. Hamilelerde, yaşlılarda, çocuklar ve ergenlerde, karaciğer rahatsızlığı olanlarda, uzun süre parenteral beslenen hastalarda eksikliği görülebilir. Stres, travma ve enfeksiyonlar sırasında kan çinko düzeyi düşmektedir.

Çinkoyu besinlerle birlikte alıyoruz. Fitalatlar, fosfatlar, posalı besinler, kalsiyum ve bakır, çinko emilimini azaltır. Bunun yanında protein kaynağı besinler, D vitamini, B6 vitamini çinko emilimini artırmaktadır.

En fazla hayvansal gıdalarda var


Çinko genellikle protein miktarı yüksek hayvansal besinlerde bulunur. Kırmızı et, karaciğer, tavuk eti, yumurta iyi bir çinko kaynağıdır. Çinkonun diğer kaynakları ise fındık, badem, ceviz gibi yağlı tohumlar, tam tahıllı undan yapılmış ekmek, erişte gibi besinler, buğday rüşeymi, maya, bazı peynirler ve kuru baklagillerdir. Günlük gereksinimi ortalama 15 mg olan çinkonun yeterli ve dengeli beslenen kişilerde eksikliğine rastlanmamaktadır.

Günde 3-4 köfte kadar kırmızı et, 2 su bardağı süt yoğurt, haftada 3-4 kez 50 gram kuruyemiş tüketimi günlük ihtiyacımızı karşılamaktadır.

Hayvansal besinleri çok az tüketen veya hiç tüketmeyen yani vejetaryen beslenen kişilerde çinko alımı yetersiz olabilir. Eğer eksiklik belirtileri de görülüyorsa bir uzmandan yardım almak gerekir.

 ŞEKER HASTALARI MUZU NASIL TÜKETMELİ?

Şeker hastası bir danışanım sosyal medyada olgun muzun daha faydalı olduğuna dair bir yazı okumuş. Ham muzun zararlı olduğu sonucuna varmış. Öncelikle olgun muz ile ham muz arasında kalori farkı olmadığını ve ikisinin de kan şekerini yükseltme özelliğinin yani glisemik indeksinin birçok meyveye göre yüksek olduğunu belirteyim. Ham muz rengi yeşile yakın olan sert muzdur. İçinde dirençli nişasta olduğu için daha zor sindirilir ve glisemik indeksi olgun muza göre daha düşüktür. Bağırsakta gaza neden olmakla birlikte faydalı bakterileri besleyerek bağırsak çalışmasında olumlu etki gösterir. Olgun muz rengi tamamen sararmış muzdur. Antioksidan özelliği ham muza göre yüksektir, kolay sindirilir. Bu özelliği nedeni ile kan şekerini daha hızlı yükseltir. Şeker hastalarının ham muzu tercih etmesinde fayda var. İkisinin de faydaları özellikleri var ve aralarında vitamin mineral değeri olarak fark yok.

Sağlıklı insanlar ikisini de gönül rahatlığı ile tüketebilirler.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×