Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurur:
“Namaz kılmayanın dini sağlam değildir.  Dinde namazın yeri, vücutta başın yeri gibidir. ” (Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr: 107)
Nasıl ki, başın vücudun diğer organları üzerinde muazzam bir üstünlüğü vardır, vücudun idaresi, görmesi, işitmesi, düşünmesi baş ile olur ve başsız vücut yaşamaz; namazın da dindeki bütün vazifeler içinde çok özel bir yeri, muhteşem bir üstünlüğü vardır.
Çünkü namaz bütün ibadetleri ve zikirleri, özet olarak içinde topla­yan, en kapsamlı bir ibadettir. Onun içinde zikir, fikir, şükür, dua, salâvat, Kur’an, tesbih, tahmid, tekbir, tehlil, kıyam, rükû, secde gibi sayısız ibadet vardır. Nasıl ki, açık büfe yemek ikramları bedenimizin bütün duygularına hitap eder ve sınırsızdır; namaz da akıl, kalp, ruh ve bütün duygularımızın ihtiyacına cevap veren açık büfe ibadettir ve sınırsızdır.

Namazın üç çekirdeği
Namazın manası, Rabbimizin celâline karşı “Sübhanallah” deyip tesbih et­mek, cemaline karşı “Elhamdülillâh” diyerek ham­d et­mek, ke­ma­line karşı “Al­lahüekber” deyip tâzim etmektir. (Sözler, s.40)
Rabbimiz, sonsuz büyüklük sahibidir, yücedir, eşi benzeri yoktur. Tesbih, O’nun her türlü acz, kusur ve eksikten münezzeh olduğunu ifade etmektir.
O, her bakımdan eksiksizdir, mükemmeldir. Tâzim, O’nun yüceliğini ve büyüklüğünü belirtir.
O sonsuz derece güzeldir ve bütün güzellikler O’nun sonsuz güzelliğinin bir tecellisidir. İşte hamd etmek, O’nu övmek ve minnettarlığımızı bildirmektir.
Tekbir, tesbih ve hamd namazın her yerinde bulunur. Namaza tekbirle başlarız ve bütün rükünler arasında “Allahüekber” deriz. Arkasından “Süb­ha­neke” duasıyla tesbih başlar, rükû ve secdelerde üçer defa tesbih ederek Rabbimizin münezzehliğini dile getiririz. Bütün rekâtlarda okuduğumuz “Fâtiha”nın başında Allah’a hamd vardır. Rükûdan kalkınca yine hamd ederiz.
Namaz âdeta tesbih, tekbir ve tahmid çiçekleriyle süslenmiş, rengârenk ışıklarla nurlanmış eşsiz bir ibadettir.

Meleklerin ibadetini içine alır

Namazdaki her hareket de kendi acizliğimizi ve Rabbimize saygıyı ifade eder. Ayakta durmak, önünde el bağlamak saygının ifadesidir. Rükûya eğilmek yine saygıdandır. Diz çökmek, yüce bir varlığın karşısında acizliğin göstergesidir. Secdeye kapanmak ise, sevgi ve saygının, Allah karşısında her şeyini feda etmenin zirvesidir. Secde etmek, “Rabbim, maddî ve manevî bana ne emanet etmişsen, hepsini Senin yoluna serdim, Sana feda ettim, her şeyimle Sana teslim oldum” demektir.
Namaz aynı zamanda bitki, hayvan, melek gibi varlıkların yaptıkları ibadetlerin tümünü içine alır. Çünkü onların bir kısmı sürekli secdede, bir kısmı sürekli rükûda, bazısı da devamlı a­yaktadır. Ayrıca meleklerin kimi tehlil (Lâilâhe illâllah) ile kimi tesbih (Sübhanellâh) ile kimi tahmid (Elhamdülillâh) ile kimi tekbir (Allahüekber) ile Allah’ı zikretmektedir. Namaz onların hem hareketlerini, hem zikirlerini içine alır.
Namazda oruç, zekât ve hac gibi ibadetlerin özü ve ruhu vardır. Na­mazda yeyip içmemek orucu, kıbleye yönelmek haccı hatırlatır. Na­maz aynı zamanda bedenimizin zekâtıdır.

Dinin direğidir
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Namaz dinin direğidir. Onu terk eden, şüphesiz dini yıkmış olur” (İhyâ, c.1, s. 399) buyurmuştur. Bir binayı ayakta tutan direkleridir, sütunlarıdır. Eğer sütun yoksa bina ayakta duramaz. Büyük ve muhteşem bir binanın, büyüklüğü ve ihtişamı nispetinde sütunları da büyük ve sağlam olmalıdır.
Koskoca Sultanahmed Câmisini ayakta tutan dört dev sütundur. İşte namaz hem yüce İslâm binasının direğidir, hem de herkesin kendi dinî yaşayışının direğidir. Bir Müslümanın şahsî dünyasındaki ibadetlerin dayandığı en temel farz namazdır.
Bir mü’min namazı hakkıyla kılmadıktan sonra ne yaparsa yapsın, kendi dinini ayakta tutamaz. Çünkü dinin direği oruç, zekât veya bir başka ibadet değil, ancak namazdır.



Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×