Nefis ve şeytan, kişinin, namazını bir an önce kılıp dünya işlerine dalmasını ister. Aceleyle namazı kılıp tesbih çekmeden ve duayı bile yapmadan koşan insan, büyük bir hazineyi kaybetmiş olur. Namaza ayırdığımız zaman, yaşı­mıza, işimize, meşguliyetlerimize ve olgunluk seviyemize göre değişir. Belirli bir seviyenin altına kesinlikle düşmemek gerekir.

Namazı huşû ile yani Allah’tan korkarak, acele etmeden, sure ve duaları yavaş yavaş okuyarak, her hareketin hakkını vererek kılmalısınız. Şu âyet meâli, bize namazda huşûu anlatır:

“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazda huşû içindedirler.” (Mü’minûn:1-2)

Bu hususta en başta Peygamberimiz (a.s.m.) olmak üzere İslâm bü­yük­le­rinin namaz kılışlarını öğrenmek ve ibret almak şarttır.

Peygamberimizin (a.s.m.) namazı

Peygamberimizin (a.s.m.) her hâli gibi namaz kılışı da harikadır ve bize örnektir. O her namazında “ihsan” hâlindedir. Peygamberimiz (a.s.m.) “İhsan nedir” sorusuna şu cevabı vermiştir:

– İhsan, Rabbini görür gibi namaz kılmaktır. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor. (Müslim, c.1, s.157)

Bir sahabe, Resulüllah’ın namaz kılışını şöyle anlatır:

“Hazret-i Peygamber namaza başladığı zaman, çevresinde bulunanlar onun göğsünden, kaynayan buhar kazanının fokurtularına benzeyen bir fokurtu işitirlerdi.”

O öyle bir namaz kılardı ki, görenler şaşırırdı. Namazda iken ayakta, rükûda ve secdede o kadar uzun dururdu ki, bazen vefat etti sanırlar, heyecanlanırlardı.

Hadislerde, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namazlarında Bakara, Âli-i İmran, Nisa, Maide dahil bütün sureleri okuduğu belirtilir.

Yüce Efendimizi (a.s.m.) rehber edinen ashabının ve İslâm büyüklerinin namaz kılışı da çok muhteşemdir. Yine rivayetlerden öğreniyoruz ki, sabah namazlarında Hz. Osman (r.a.) 13 sayfa olan Yusuf Suresi’ni, Hz. Ömer (r.a.) ise Yusuf Suresi’ni ve 10 sayfa olan Hac Suresi’ni okurmuş.

Konuşmaları duymazdı

Abdullah İbn-i Mes’ud (r.a.) namaza kalktığında Allah korkusundan iki büklüm olur, namaz kılarken evdekilerin konuşmalarını bile duymazmış. Ev halkı, öbür odada kılmasını söylediğinde, şöyle dermiş:

– İstediğinizi konuşun. Vallahi ben namazda hiçbir şey duymuyorum.

Hz. Ali (r.a.) Efendimizin namaz vakti girdiğinde hâli değişir, rengi atar ve titrermiş. Sebebi sorulduğunda şöyle dermiş:

– Bilmez misiniz ki, bu vakit, Allah’ın yerlere ve göklere teklif edip de onların yüklenmekten kaçındığı bir emanetin eda vaktidir. Ben bu emaneti yüklenmiş bulunuyorum.

Yüklendiğim bu İlâhî emaneti en güzel bir şekilde eda edip edemeyeceğimi de bilmiyorum.

Yine o muhteşem sahabenin ayağına ok battığında, namazda iken çıkarılmasını istediği anlatılır. De­mek namaza öylesine kendini kaptırmıştı ki, namaz tıpkı ameliyatlardaki anestezi gibi onu kendinden geçiriyor, dünya ile bağlantısını kesiyordu.

Yaşayarak kılardı

Çok güzel namaz kılanlardan birisi de Bediüzzaman Hazretleri’dir. Onun hizmetkârlarından olan Bayram Yüksel’in şu anlattıkları, onun sanki bambaşka bir âleme girmiş gibi namaz kıldığını gösteriyor:

Namazı çok huşû içinde kılardı. Sûreleri okurken tane tane okurdu. Na­maza dururken, tam huzura vardığında, niyet ederken, Allahü ekber dediği zaman, bizler arkasında korkardık. Mübalâğa olmasın, ahşap bina sarsılırdı.

Yine onun ilk talebelerinden olan Molla Hamid namazını şöyle anlatır:

Arkasında kıldığım namazdan çok zevk alırdım. Namaza duruşu bir mehâbet ve haşyet verirdi insana. Çok namaz kılan hocaları görmüşümdür. Fakat böyle hazin ve huşû içinde kılana rastlamadım. Yine onunla namaz kılan Hilmi Arıcı şunları anlatıyor:

Akşam namazı olunca beni çağırdı. Akşam namazını beraber kıldık. Namaza başlamasını tarif etmek zordur. Duyarak, yaşayarak namaz kılıyordu. Ben cemaat oldum, sonra duâ etti. Yatsı ve sabah na­mazına yine çağırdı. Bu namazlarda bambaşka bir heyecan duyuyordum. Namaza başlarken sanki kemikleri çatırdıyordu.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×