Bir Müslüman, her zaman, her yerde, her durumda Allah’tan yardım istemesi, dilek ve ihtiyaçlarını O'na arz etmesi gerektiğini bilir. Şartlarına riayet edilmeden yapılacak müracaatların karşılık bulmayacağının, taleplerin tahakkuk etmeyeceğinin de farkındadır.

Cenab-ı Hak, Bakara sûresi 153. ayette şöyle buyuruyor: “Ey İman edenler! Sabır ve namaz ile (Allah’tan) yardım isteyin! Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” 

Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: İslâm’ın ilk harbi olan Bedir’de Allah’ın Resulü şöyle bir müşriklere baktı, bir de kendi ordusuna... Onlar 1.000 kişi, kendi ordusu ise 300 kişiydiler.

Onların birçoğu binekli iken kendi ordusunda sadece 3 kişinin bineği vardı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kıbleye yöneldi ve ellerini açarak şöyle duada bulundu:

“Ey Allah’ım! Bana olan vaadini bugün yerine getir. Ey Allah’ım! Bana vaat ettiğini ver. Ey Allah’ım! Şu bir avuç Müslüman topluluğu bugün mağlup ve helâk olursa, yeryüzünde Sana hakkıyla ibadet edecek kimse kalmayacak.”

Hz. Ömer devamla şöyle anlatıyor: Resûlullah, duasına gözyaşları içinde dakikalarca devam etti. O kadar ki: Cübbesi omuzlarından düşmüş bunun farkında bile değildi. Hz. Ebu Bekir geldi, cübbesini omuzlarına yerleştirdi. Sonra sırtını kendi göğsüne dayadı ve ona “Ey Allah’ın Nebisi! Bu kadar iltica yeter, sen Rabbine yalvardın. O sana vaadini bugün –inşallah- yerine getirecektir” dedi.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak; “Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da size: Ben, işte ardı ardına 1000 melek ile yardım ediyorum!” ayetini inzal buyurdu.

Dinimizin biyoenerjiye bakışı nasıldır?

Biyoenerji konusu, dini bir konu olmadığı için dini kaynaklarda böyle bir şey aramak doğru olmaz. Bu bir sağlık konusudur. Yakın zamanlarda keşfedilmiş bir şeydir ve tedavi usulü olarak kullanılmaktadır. Böyle yeni keşfedilen bir şey olduğunda dine aykırı olup olmadığına bakılır. Biyoenerjinin insanda varlığı bir vakıadır ve bu enerjiyi kullanarak insanları tedavi etmenin dine ters bir tarafı yoktur. Yeter ki tedavi olmak isteyenler işin uzmanını bulsun, uzmanlar da bu işi suiistimal etmesinler.

Bişr-i Hâfî’nin tövbesi

Dönemin büyük velilerinden Bişr-i Hâfî, gençlik yıllarını gaflet içerisinde geçirmektedir. Bir gece evine dönerken yerde bir kâğıt parçası bulur. Alıp baktığı zaman üzerinde besmele yazılı olduğunu görür. Allah’ın adının geçtiği bu kâğıdın yerde çamur içinde kalmasına gönlü razı olmaz. Üzerindeki çamurları temizleyerek güzel kokular sürer ve evinin en mutena yerine asar.

Aynı gece âlim bir zâta rüyasında şöyle denir: “Git, Bişr’e söyle! Dün yaptığı işten dolayı Ben ondan razı oldum. O, Benim ismimin yazılı olduğu kâğıdı nasıl temizlediyse Ben de onu hatalarından temizledim!”

Âlim zat, sabah olunca hemen Bişr’i bulur gece gördüğü rüyasını anlatır. Bişr-i Hâfî bu habere çok sevinir, arkadaşlarına “Ey arkadaşlarım! Beni çağırdılar, bundan sonra beni buralarda göremeyeceksiniz!” dedikten sonra günahlarına tövbe eder. Cenab-ı Hakk’ın ismine gösterdiği hürmet karşılıksız kalmaz.

Üç şeyi unutmayın!

Efendimiz, şu üç şey üzerine yemin ediyor:

Sadakadan dolayı asla mal eksilmez.

Affedeni Allah aziz kılar.

Dilenen kimseye Allah, fakirlik kapısını açar.





Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×